Yaklaşık iki buçuk saatlik otobüs yolculuğunun ardından Granada’ya ulaşıyoruz.
Yazan: Kenan Yeşilyurt
Kenan Yeşilyurt
· 1 dk okuma

Yaklaşık iki buçuk saatlik otobüs yolculuğunun ardından Granada’ya ulaşıyoruz.
Akşam saatlerinde geldiğimiz için şehirle ilk temas kısa sürüyor.
El Hamra Sarayı.
Buraya gelmeyi düşünenler için ilk not önemli.
Biletleri yaklaşık iki ay önceden aldık. Özellikle yoğun dönemlerde son haftalarda bilet bulmak neredeyse imkânsız hâle geliyor.
İlk olarak bahçelerde dolaşmaya başlıyoruz.
Burada sadece bir saray değil, bir dünya kurulmuş.
Saatler geçiyor.
Avlular, bahçeler, işlemeler, su kanalları, duvarlar…
Ama insan bir süre sonra sadece bakmayı bırakıp detayları okumaya başlıyor.
El Hamra’da en çok dikkatimi çeken şey gösteriş değil.
Ölçü.
Hiçbir şey gereğinden fazla değil.
Süsleme var ama taşmıyor.
İhtişam var ama bağırmıyor.
Akşam saatlerinde Nasrid Sarayları bölümüne geçiyoruz.
Kalabalık yoğun.
Pasaport kontrolünden sonra içeri girildiğinde ise bambaşka bir atmosfer başlıyor.
Tavanlara işlenmiş desenler, matematiksel düzen, avlulardaki sessizlik…
Bir noktada fotoğraf çekmeyi bırakıp sadece bakmaya başlıyorsunuz.
Çünkü bazı yerleri kaydetmek yerine yaşamak gerekiyor.
El Hamra’dan ayrılırken aklımda tek bir cümle kaldı:
Bazı medeniyetler yıkılsa bile bıraktıkları iz hâlâ yaşamaya devam ediyor.
Endülüs benim için sadece güzel şehirler değil.
Beklentilerle gerçeklerin buluştuğu, bazen şaşırtan, bazen düşündüren ama sonunda insanda iz bırakan bir yolculuk oldu.
Ve belki de en güzel tarafı buydu.
Bu haberi komşularınla paylaş




Büyükçekmece sahilinde yeniden görülen mavi parıltılar merak uyandırdı. Deniz yüzeyinde özellikle hareketle belirginleşen bu görüntünün bilinen nedenlerinden biri, “biyolüminesans”…
