443 yılında Attila'nın Hun ordusu bölgeyi ele geçirdi ve bu, onun seferlerindeki son fetihlerden biri olarak kayıtlara geçti.
Zaman içinde “Athyras” adı, dilsel ve kültürel evrimler sonucunda Atirus veya Atrius biçimine dönüştü. Bu değişim, bölgenin tarih boyunca farklı uygarlıkların etkisi altında kalmasının ve antik isimlerin modern kullanımda adapte olmasının doğal bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Osmanlı döneminde bölge, ormanlık ve tarım arazilerinden oluşan ıssız bir alan olarak dikkat çekiyordu. Mimar Sinan, Büyükçekmece Gölü ağzını geçmek için bir köprü inşa etmiş, Avrupa yolunda bir konaklama noktası olduğunu gösteren han ve kervansaray kalıntıları günümüze ulaşmıştır.
1914 Osmanlı nüfus istatistiklerine göre, Büyükçekmece kazasının nüfusu 13.121’di; bunların 9.511’i Rum, 3.255’i Müslüman, 195’i Bulgar, 143’ü Roman ve 17’si Ermeni olarak kaydedilmiştir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında bölge hâlâ kırsal yapısını koruyor; köy evleri, tarlalar ve sahilde İstanbul halkı için yapılmış birkaç yazlık ev bulunuyordu. Uzun sahil şeridi ve kumlu plajları sayesinde 1970’lere kadar İstanbulluların balık tutmak ve deniz keyfi için tercih ettiği bir hafta sonu kaçış noktası olmuştu.
Günümüzde Atirus ismi, Büyükçekmece’nin antik geçmişine uzanan bir köprü işlevi görüyor. İsim, modern yaşamın içinde geçmişin izlerini taşırken, bölgenin tarihî kimliğini ve kültürel mirasını gözler önüne seriyor.